|
|
September 05
´´bismillah her hayrın başıdır´´
Ağızdaki Taşın Hikmeti
Birgün hazret-i Ebû Bekr 'r.a.', hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin 's.a.v.' huzûr-ı şerîflerinde, se'âdetle otururlarken; Bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba'zan da tebessüm eder idi. Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se'âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi. Hazret-i Ebû Bekr 'radıyallahü teâlâ anh' Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki: - Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, susu, birşey söylemediniz. Şimdi, ben ona söyleyince, kalkıp, gitdiniz; sebebi nedir. Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn 's.a.v.' buyurdu ki: - Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zemân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip, yerine iblîs geldi. İblîs-i la'înin olduğu yerde, ben durmam. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk 'r.a.' ondan sonra, vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek ağzına bir taş koyar idi. Ne zemân söz söylemek lâzım gelse, evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyeceği zemân, o sözü kendi kendine nice zemân düşünür, tefekkürden sonra, mubârek ağzından o taş parçasını çıkarıp, ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o taş parçasını mubârek ağzına alıp, tesbîh ve tehlîl ile meşgûl olurdu. Kimseye, hayrdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez, eğer kat'î lâzım ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi. Kaynak: Menakıb-i Çihar Yar-i Güzin

| Yoktur Sana Gül Sunmayacak Gün
|
|
Hak goncasının sevgili genci, Rûhen yalınız hakk'a dilenci...
Seçkin ve yiğit can olarak sen, Bir özgesin insan olarak sen...
Sen, arza bahar yüklü tomurcuk, Dallarda çiçekler sana boncuk...
Alnın ile üç mevsime şahsın, Kısmet sana gün, sen ki sabahsın...
Sensin yedi deryaya şelâle, Sensin şu güneş, nurlu meşale...
Yerden göğe yollar sana doğru, Kaldırmaya kollar sana doğru...
Özden sarayın sen ki sevinci, Taçlar sana has, sen ki bir inci...
Ruhun ebediyyet değerinde, Kalbin şu şafaktan daha zinde...
Gönlün ova, aklın yüce bir dağ, Meftun sana cennet denilen bağ...
Tozdur; seni bir zerre sananlar, Yozdur; içi boş lâfla ananlar...
Sen, bir küçücük nokta değilsin, Dik dur; sana şeytan da eğilsin...
Bin arşa bedelsin delikanlı, Yer, sendeki ceryan ile canlı...
Aslâ deme benden ne olur, hey, Tâ göklere pervane olur, hey,
Davet buyurur nurlu güneşler, Gel, istediğin tahta otur, der!..
Fâtih gibi bas sûra yeter ki, Gençlik ve azim öyle hüner ki
Mahir olanın engeli yoktur, Has gençliğin nîmeti çoktur...
İnsanda akıl yaşta olaydı, Ak saçlıların her biri ay'dı...
Hak, gence sunar türlü hazîne, Bir genç isen sorma defîne...
Gözler seni zannetse karınca, Sızlar özü idrâke varınca...
Birlikte yaşarlarsa da kış-yaz, Rûhun çapı cismiyle bir olmaz...
Kadrin ve gücün titretir arşı, Âciz dediğim, takdire karşı...
Yoktur kanının benzeri, dengi, Kıskandırıyor gülleri rengi...
Her dem şakı, has bülbülümüzsün, Sustun mu sanarlar bağı ölgün...
Bilmiş ki nedir sendeki cevher, Hizmetçi kesilmiş sana gökler...
Cehlin takılıp bendine ey genç, Hor bakma sakın kendine ey genç...
İlmin mumu idrâkine bağlı, Fikrin süsü aşkın ile ağlı...
Bir nîmeti inkârsa tevâzu, Yırt at, ona sığmaz yüce pâzu...
Bak aynaya; halkın gözüsün sen, Varlıktaki vârın özüsün sen...
Lâkin kimi tavşan, kimi tilki, Israrla demek istiyorum ki:
Ey genç, güvenmek, öze dâir, Has rûha olur, nefse kibirdir...
Nefsindeki zilletlere tül ser, Rûhundaki hasletleri göster...
Allâh'la berâberse bu gönlün, Yoktur sana gül sunmayacak gün...
Bil hakkını; şansım deme âmâ, Bil haddini; nemrûd'u unutma...
İstersen eğer şahin olursun, Yâhut da yılandan hin olursun...
Artık yürü cânâna civânım, Mîraç'ta görem ben seni cân'ım...
-mef'ûlü mefâîlü feûlün-
Muhammed Ali Eşmeli |

"De ki: 'Ey kitap ehli! (Gerçeği) görüp bildiğiniz hâlde, niçin Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermeye yeltenerek inananları Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.' [ Ali İmran Suresi 99 ]
"Ey iman edenler!Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin.
Yoksa Allah'a kendi aleyhinize bir delil mi vermek istiyorsunuz?"
(Nisa-144)
ALTIN TOP
Zengin bir ailenin fakir bir komşusu varmış. Evlerindeki saadetin dalgalanmaları, zengin ailenin duvarlarını aşarak kulaklarına kadar ulaşırmış. Akşam olunca , fakir ailenin evindeki gülme ve saadeti duyunca zengin komşu gıpta edermiş. bir gün karısına demiş ki: - Biz bu kadar zengin olduğumuz halde neden neşemiz yok? Sen yarın fakir komşunun hanımından sor bakalım, saadetlerinin sebebi ne ise, biz de onlar gibi saadete nail olmaya çalışalım. Kadın sabah olunca fakir komşuyu ziyarete giderek, konuşma sırasında evlerindeki saadetin sebebinden sual açmış, fakir komşunun hanımı demiş ki: - Bizim küçük bir altın topumuz var. Akşam olunca ben efendime o da bana altın topu atarak oynar eğleniriz. Akşam olunca zenginin karısı meseleyi kocasına nakletmiş. Adam ertesi gün bir kuyumcuya giderek altın bir top sipariş etmiş. Topu aldığı günün akşamı karısı ile karşı karşıya oturup, altın topu birbirlerine atmaya başlamışlarsa da, hayal ettikleri neşe bir türlü doğmamış... Hatta madeni topun ağırlığı sebebeiyle canları yanmış; sert atışlar yüzünden topun isabet ettiği vücutları, yer yer morarmış. Sabah olur olmaz zenginin karısı, alelacele fakirin ailesinden sual etti: - Biz senin dediğin altın topu yaptırdık, fakat neşelenemedik, dedi. Fakir komşu: - A komşum, o bildiğin gibi top değil. Sarı saçlı masum bakışlı bir yavrumuz var. biz ona "altın top" diyoruz. akşam olunca kah benim kucağıma, kah babasına koşar ve bizi eğlendirir. Onunla meşgul olurken yorgunluğumuzu unutur, neşeleniriz, cevabını verdi.
Binaya konulan harç, nasıl tuğlaları birbirine kaynaştırır ise, evlat da karı ve kocayı birbirine bağlar.

September 04
İYİLİĞİ GİZLEMEK, KÖTÜLÜĞÜ GİZLEMEKTEN DAHA ÜSTÜNDÜR
(EBU BEKİR FERRA)
BİLMEDİKLERİMİ AYAKLARIMIN ALTINA ALSAYDIM BAŞIM GÖĞE ERERDİ.
(İMAMI AZAM)
BİR ŞEYİ BULUNMADIĞI YERDE ARAMAK ONU ARAMAMAK DEMEKTİR.
(MEVLANA)
ÖZÜ DOĞRU OLANIN SÖZÜDE DOĞRU OLUR.
(Hz.ALİ(R.A))
|