sırat-i's profilepeygamberin gülleriPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
peygamberin gülleri |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
July 02 gel ey güllerin efendisi![]() ![]()
July 01 gül aşkın mihrabıdır![]() O “Gül”, aşkın mihrâbıdır tende cânım “Gül” diyor, Mihrâbıdır “Gül” uşşâkın âh eder bülbül diyor, Tende cânım âh eder dil-beste gönül diyor, “Gül” diyor, bülbül diyor, gönül diyor, Rasûl diyor. Başkaları Gülü bir çiçek diye sever belki de… Ama biz, Gülü“Gül” olduğu için severiz… Bizim için; Gül sevgilidir, Gül güzelliktir, Gül coşkudur… Gül, esmânın eşyâya tecellisinin esrârıdır… Gül aşktır, Gül sevinçtir, Gül bahar muştusudur… Gül, ezelle ebet arasındaki bütün zamanların “En Güzeli”nden yansımalar taşıdığı için güzeldir… Ve katmer Gül; rengini şehit kanından, kokusunu Efendimiz(sav)’in mübârek teninden aldığı için çiçekler sultânıdır… Bu sebeple olsa gerek, Gülün kokusuyla kendimizden geçeriz… Gideriz bir başka âleme… Yol buluruz mâverâya… Biz Güle, Gülistanda açan katmer Güllere; ” Peygamberlik Gülzârının Eşsiz Gülü”nün remzi olduğu için vurgunuz… Gülü her kokladığımızda salavat getiririz , O’nun terinin kokusundan bir zerreyi teneffüs ettiğimizden … “Gül”ü târife ne hâcet, “Gül”; Sevdâyı Muhammedî’dir… “Gül”ün sevdâsı kalbimizin hafî tepelerinde, ahfâ zirvelerinde sancak açmıştır… Ve bizler, gönlü Gülşen olan insanlara meftûn oluruz, “Kainatın Solmayan Gülü”nün aşkıyla… Gün gelir, gözyaşıyla Gül sularız… Bir Gül için bin dikene su veririz; biliriz ki, Güllerin içinde diken yoktur, dikenler içinde Gül vardır… O, aşkımızın mihrâbındaki “Gül “… O, âlemlere rahmet olarak gönderilen bir resûl… O, çöl sıcağındaki bir Kevser şelâlesi… O , teşrifiyle kainatı aydınlatan ve ışık bahşeden sonsuz bir nur şûlesi… Gündüzleri dünyayı ışıtan güneş ve geceleri gökyüzünde çiçek çiçek açan yıldızlar O’nun sönmeyen ışığının en mütevâzı kandilleridir… Serâ da , süreyyâ da O’nun nûruyla aydınlanır… O’nun sîreti bir amaç, O’nun sünneti bir hidâyet, O ‘nun sûreti gönüllere ülfet ve nîmet veren bir âb-ı hayat… Ruhumuz O’na âşık… O, Gül mushaflı sevdâmızın sembolü… O, on sekiz bin âlemin emsali olmayan “Gül”ü… Divan şairimiz Fuzûlî Su Kasidesinde: “Suya versün bâğbân Gülzârı zahmet çekmesün, Bir Gül açılmaz yüzün tek verse min Gülzâre su.” diye “O Gül “ün dünyaya bir kere geleceğini, bahçıvanın bin Gül bahçesini sulasa, sele verse dahi O’nun yüzü gibi bir Gül açılmayacağını en lâtif bir biçimde ifâde ediyor… Lâkin , O “Gül “ün sevdâsını kelimelerle anlatmak, dizelerle vasfeylemek ne mümkün… O, “Alemlere Rahmet” olarak gönderilen hayat güftesi… O, tebessümünden cennetler yaratılan mutluluk bestesi…O, bütün çağların önünü aydınlatarak Âdemoğlunu karanlıktan kurtaran yaratılmışların en yücesi… O, Rabbimizin terbiyesiyle yetişmiş bir ahlâk âbidesi… O, Çâresizlerin Çâresi…O, Kimsesizlerin Kimsesi… O, hurma kütüğünün bile hasretinden inlediği bir ülfet çeşmesi… O, mükemmel bir aile reisi… O , vefânın zirvesi… O, insanların en sabırlısı, en müsâmahalısı, en azimlisi, en kararlısı… O, yiğitlik ve cömertlik timsâli … O , kâinatın bir numûne-i imtisâli… O, Efendiler Efendisi… O, Allah’ın müjdesi… O , insanlığın müjdecisi … O, hem “Halîl” hem “Habîb”, hem “Sıddık ” hem “Emîn”… O, sevgi tohumları atıp, kardeşlik duyguları yeşerten; toprağa yağmur, karanlığa nûr, beşeriyete gurur ve gönlümüze sürûr olan Sevgililer Sevgilisi… O’nda toplanmıştır bütün güzellikler, O’nda cem olmuştur cümle özellikler… O, hep ” Ümmetim, ümmetim ” diyen “nefsim” demeyen Hâtemül Enbiyâ tâcının sâhibi… O, Sidretü’l Müntehâ’nın misâfiri… O , kusursuz bir komutan… O, Gâye İnsan… O, Mahşer günündeki tek sığınak… O , kırık gönüllerin mîmârı… O, Hakk’a giden yolun rahmet kapısı… O, İslamı bütünüyle hayatında billurlaştıran, bizâtihî İslam’ın kendisi olan Habîb-i Kibriyâ… O, Hakk’ın nûrunu bütün cihâna yayarak tebliğini tamamlayan Nebîler Nebîsi… O, Tek Lider, Tek Önder, Tek Rehber … Âşıklar O ‘nun için yanar… Sâdıklar O’nun için ağlar… Rüzgâr O’nun yâdıyla eser… Bülbüller O’nun kokusunun olmadığı yerlerde susar… O’nun izinden gitmeyen saadet bulamaz… O’nun nûruna pervâne olmayan Mahşerde kurtulamaz… O, İlâhî nizâmın nâmütenâhi güzelliğini bahşetti gönüllerimize… O , ruhlarımıza üflediği sonsuzluk aşkıyla hilkâtin esrârını öğretti bize… O’nsuz ne farkı vardı gündüzlerin geceden… O’na gelen vahiyle aydınlandık, karanlık her düşünceden… O olmasaydı, sonsuzluk iklimine ulaşamazdık… O olmasaydı, dünyadaki bu sarp yokuşları asla aşamazdık… O ‘nunla kalbimize nûr olup, doldu ilham… O’nunla ışık buldu; gece, gündüz ve akşam… O’nsuz baharlar kıştı… O ‘nsuz insanlık, öksüz ve yetim kalmıştı… Kâinatta mütecellî olan Esmâ-i İlâhiye’yi şahsında en mükemmel bir biçimde tebârüz ettirip, en mücellâ keyfiyetiyle temsil eden Gâye İnsan O’dur… O’nun her kelâmı hakla bâtılı ayıran bir kıstas; O’nun her hükmü şaşmaz bir adâlettir… O’nun hayatı tebliğini temsille geçmiş ve cihana en iyi tebliğin temsil olduğunu göstermiştir… O, ıstıraptan çatlamış dudaklara merhem, kuraklıktan çoraklaşmış gönüllere zemzem, insanlığını kaybetmiş ruhlara erdem ve alev alev yanan sinelere bir meltem gibi serinlik vererek bizlere cennet-âsâ baharlar ikrâm eder… O’nun gelişi gecelerin ebedî bir gündüze dönüşüdür… Ve O’nunla İslâm’ın nûru tulû etmiştir… O, ümmetini küfrün yakıcı sıcağından îmânın âsude ve serin iklimine kavuşturmuş, karanlıktan nûrun aydınlığına çıkartmıştır… Uykuda bile uyanık kalmanın keyfiyetine vâsıl olan gönül erleri, nurani ışıltıların semâvi izdüşümlerini O’na teslimiyette bulurlar… Muhakkak ki, sema ile arz arasında meydana gelecek bir kutlu buluşma “Gül Devri “nden ilham alan bir iklimde gerçekleşir… O “Gül”ün nâmütenâhi güzelliği kalplere yansıdığında gecesi olmayan bir gündüz tecelli edip gönüllerde Gül tomurcuklarının açılmasına vesile olur… Unutmayalım ki, en karanlık devirlerde bile dikenler arasında goncaya durmuştur Güller… “Gül”ün çevresindeki dikenler, Gül kokusuyla hemhâl olunca, Gül e dönüşür birer birer… Bizler ” Gül” kokusunun ikliminde insanlığımızı yeniden keşfettiğimiz zaman; rahmet, bereket ve hidâyet yağmurlarıyla madde ve mânâ planında yeniden dirileceğiz… Mekanın ve zamanın ölü noktalarına ” Gül Devri”nden gelen esintilerle hayat üflemeye muktedir olacağız… Gül yüzlüler göz yaşıyla Gül sularken, tomurcuk veren Güllerin açılmasını beklemektedir… Gonca Güller açıldığı zaman vuslat baharı gelecek, gönlümüz şâdumân olacaktır… Kalpler O’na bağlanıp râm olduğunda, yanlışlıklar bütün neticeleriyle birlikte ortadan kalkacaktır… Yeter artık uykunun yollarını gözleme… “Çıkmaz sokak “larda koşup dolaşmaktan yorulmadın mı? Umranların verâsındaki insanlar mesut değilse, huzuru bulamıyorsa; beşeriyet kendisini yeniden mîzâna çekmek, yeniden Kâinatın Efendisi’nin aşkıyla yanmak, yeniden O ‘nun ışığıyla nurlanmak, yeniden Asr-ı Saadet iklimine bağlanmak mecbûriyetindedir… Âdemoğlu, “Muhammedî Nur”dan ışık alıyorsa, davranışlar ve duygular semâvi kalıplarda şekillenip ” Gül”e meftûn oluyorsa; akıl ve kalp mecrâsını bulmuş, ruh ve gönül Hakk’a kavuşmuş, gözler Kevser, sözler zemzem ile yıkanmış demektir… Muhabbeti sâdık olanlar sevdiğinin yolundan gider ve ona itaat eder… İlahi sevginin menzîli de, istikâmeti de yolu da Muhammedî sevdâdan geçer… O’nu sevmek, O’na itaat etmektir… O’nu sevmek, O’nun sevmediklerini sevmemektir… O’nu sevmek O’nun şerefli ashabını ve O’nu sevenleri sevmektir… O , “Kişi sevdiğiyle berâberdir” müjdesini vererek ümmetine cennette beraberlik vâdetmiştir… O’nun sevgisi öyle bir aşk olmalıdır ki, bütün sevgiler onun yanında sönük kalmalıdır… O’nun sevgisi öyle bir muhabbet olmalıdır ki, sahibini îmânın en zirve noktasına ulaştırmalıdır… “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl, Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl ?” diye ifâde edilen bir aşktır Sevdâyı Muhammedî… Esmâ-i İlâhiye’nin beşer planında en kâmil mânâsıyla tezâhür ettiği Sultanlar Sultanı’nı rehber edinme ve O’na “Esselâm” diyebilme irtifâsıdır Sevdâyı Muhammedî… Kalplere hükmeden varlığı duyma, hissetme, halef olma mükellefiyetiyle her şeye lâhutî âlemin penceresinden bakabilmedir Sevdâyı Muhammedî… O’nun aşkı, kainata mânâ kazandıran bir sır hazinesidir… Eşyanın ruhuna nüfûz ederek “eşyâ”dan “esmâ “ya ulaşabilme yoludur Sevdâyı Muhammedî… “Esma”dan “Sıfat”a, sıfattan “Zât “a intikâl ederek yaratılış gâyesini idrâktir Sevdâyı Muhammedî… Kendisini nefs ve enâniyet cihetiyle dizginleyen ve ” Gül”e râm olan Gül yüzlü insanların gönüllerinde İlâhî aşkın şahikalaşmasıdır Sevdâyı Muhammedî… “Sevdim Seni ben, Âleme Rahmet diye sevdim, Bir benzeri yok, Cenâb-ı Ahmet diye sevdim” dizeleriyle terennüm edilen bir İlâhî muhabbettir Sevdâyı Muhammedî… O’nsuz zaman, mekan ve insan hayatiyetini kaybeder… Gönüller O ‘na dönünce dirilir… O’nun varlığı insanlığın vâroluş sebebidir… O’nu her dem kalbinde hissederek selât-ü selamla yâdetmek ne büyük mutluluk… O’nun sevgisini yüreğinde büyütebilmek ne büyük saadet… Gerçekten de, asırlardır buhran ve bunalımlar içinde kıvranan beşeriyetin mutluluk ve saadeti; ” İnsanlığın İftihar Tablosu”nun sünnet-i seniyyelerine ittibâ etmekten geçer… Ve insanlık, O’nun getirdiği altın düsturları hayata geçirmeye, bugün her zamankinden çok daha fazla muhtaçtır… Asrın getirdiği problemlere çözüm arayan insanlığın kara bulutlarla kaplı dünyasının aydınlanması; O’nu yeniden tanımak, O’na yönelmek, O’nu rehber edinmek ve O ‘ndan alacağı umut kıvılcımlarını beşeriyetin ufkuna taşımakla mümkün olacaktır… Şeyh Gâlip’in: “Sen Ahmed’i Mahmûd’u Muhammed’sin Efendim, Hakk’tan bize Sultân-ı Müeyyedsin Efendim” diye hitâb ettiği; şefaatçımız, yardımcımız, müjdecimiz, kurtarıcımız olan “Sonsuz Nûr ” bütün bir beşeriyet gibi bizleri felâha erdirilecektir… Ufkumuzu saran sisler, kurşûni bulutlar, endişeler ve karanlıklar kaybolur; O ‘nun rahmet elinden bizlere yansıyan bereket ve feyz ikliminde… Hep birlikte yeniden, yeni baştan yenileyelim Âlem-i Ervah’taki “Elestü bi Rabbiküm”sualine verdiğimiz ” Belâ ” cevâbını… Ürpertisini kalplerimizin en derin köşelerinde hissederek tâzeleyelim ahd-ü peymânımızı… “Gül “ün gölgesindeki toprağın bile Gül koktuğunu hiç unutmayalım… “Gül”e sevdâmızı eksiltmeyelim… Allah’ım! Bize O ‘nun sîretini öğret… O’nun yolundan gitmeyi bizlere nasip et… “..Kim Peygambere itaat ederse şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur.. ” (Nisâ 4/80) emr-i İlâhîsi gereğince Habîbullahı sevmek Allah(cc)’ı sevmektir… ” Resûlulah’a duyulan muhabbetin derecesi îmânın ölçüsüdür “… Bu sebeple bizlere O’nun muhabbetini lütfet…Yâ Erhame’r-Râhimîn!… O’nun aşkını sînelerimizde bir alev deryâsı hâlinde volkanlaştır… Bizleri O’nun yolundan ayırma Yâ Rabbi… Ve iki cihanda ebediyen Gülmek için, “Gül “ün gölgesinde olmayı bizlere müyesser eyle Yâ İlâhe’l-Âlemîn!… O’nun gölgesinde olmak, cennet-âsâ baharlara ermektir… O ‘ndan medet ummak, çölde susuzluktan çatlamış dudaklara âb-ı hayat vermektir… O, hicranla yanan sînelerin mutluluk rüzgârıdır… O, sonsuzluk iklîminin îtîbârıdır… O, ümidin temsilcisidir… O, şefâat bekleyenlerin; mütebessim incisidir… O, bizim gönüllerimizin sultanı… O, bizim dertlerimizin dermanı… O, bizim kurtuluşumuzun fermanı… Bizde, O Habîb-i Kibriyâ’nın, O Sevgililer Sevgilisi’nin eşiğine baş koyup - yüzümüz olmasa da affına sığınarak- şefkâtine muhtaç olduğumuzu, arzetmek için, Yunus Emre’nin diliyle: “Canım kurban olsun Senin yoluna, Adı güzel, kendi güzel Muhammed, Şefâat eyle bu kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed” diyerek medet bekliyor, Efendimiz’den şefâat dileniyoruz… Ey Sultanlar Sultânı! 15 asır önce yol verdiğin sevgi kervânına bizleri de kabul buyur… Ey Resûller Resûlü! Bizler için; kapına Kıtmir, bastığın yere türâb, ayağına toz, tebliğine köle olmak ne büyük ümran… Senin ümmetin olma berâtını almak ne büyük ikram… Sultanım, bizler Seni dünyada görme saadetine erişemedik… Ama bizler, çok günahkar bir ümmet olmamıza rağmen - hakkımız olmasa da- rüyâlarımızda Seninle olmak, Senin aşkın ve muhabbetinle dolmak istiyoruz… Cür’etimizi bağışla Efendim… Gül Yüzünü görmemiz, şefâatine ermemiz için, bizlere de lütfeyle destur… Ne olur!.. “Ezel bezminde bir dinmez figândım Yâ Resûllalâh, Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım Yâ Resûllalâh…” diye Yaman Dede’nin dizeleriyle arz-ı hâl ediyoruz… “En Güzel”e yâr olanlara, “Gül “e gönülden bağlananlara binlerce selâm olsun…
September 05 hadisi şerifler ve ayetler
´´bismillah her hayrın başıdır´´
Ağızdaki Taşın Hikmeti Birgün hazret-i Ebû Bekr 'r.a.', hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin 's.a.v.' huzûr-ı şerîflerinde, se'âdetle otururlarken;
![]() "De ki: 'Ey kitap ehli! (Gerçeği) görüp bildiğiniz hâlde, niçin Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermeye yeltenerek inananları Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.' [ Ali İmran Suresi 99 ] "Ey iman edenler!Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin.
Yoksa Allah'a kendi aleyhinize bir delil mi vermek istiyorsunuz?"
(Nisa-144)
![]() ALTIN TOP
Zengin bir ailenin fakir bir komşusu varmış. Evlerindeki saadetin dalgalanmaları, zengin ailenin duvarlarını aşarak kulaklarına kadar ulaşırmış. Akşam olunca , fakir ailenin evindeki gülme ve saadeti duyunca zengin komşu gıpta edermiş. bir gün karısına demiş ki:
- Biz bu kadar zengin olduğumuz halde neden neşemiz yok? Sen yarın fakir komşunun hanımından sor bakalım, saadetlerinin sebebi ne ise, biz de onlar gibi saadete nail olmaya çalışalım. Kadın sabah olunca fakir komşuyu ziyarete giderek, konuşma sırasında evlerindeki saadetin sebebinden sual açmış, fakir komşunun hanımı demiş ki: - Bizim küçük bir altın topumuz var. Akşam olunca ben efendime o da bana altın topu atarak oynar eğleniriz. Akşam olunca zenginin karısı meseleyi kocasına nakletmiş. Adam ertesi gün bir kuyumcuya giderek altın bir top sipariş etmiş. Topu aldığı günün akşamı karısı ile karşı karşıya oturup, altın topu birbirlerine atmaya başlamışlarsa da, hayal ettikleri neşe bir türlü doğmamış... Hatta madeni topun ağırlığı sebebeiyle canları yanmış; sert atışlar yüzünden topun isabet ettiği vücutları, yer yer morarmış. Sabah olur olmaz zenginin karısı, alelacele fakirin ailesinden sual etti: - Biz senin dediğin altın topu yaptırdık, fakat neşelenemedik, dedi. Fakir komşu: - A komşum, o bildiğin gibi top değil. Sarı saçlı masum bakışlı bir yavrumuz var. biz ona "altın top" diyoruz. akşam olunca kah benim kucağıma, kah babasına koşar ve bizi eğlendirir. Onunla meşgul olurken yorgunluğumuzu unutur, neşeleniriz, cevabını verdi. Binaya konulan harç, nasıl tuğlaları birbirine kaynaştırır ise, evlat da karı ve kocayı birbirine bağlar. ![]()
September 04 ...DİNİ SÖZLER...İYİLİĞİ GİZLEMEK, KÖTÜLÜĞÜ GİZLEMEKTEN DAHA ÜSTÜNDÜR
(EBU BEKİR FERRA)
![]() BİLMEDİKLERİMİ AYAKLARIMIN ALTINA ALSAYDIM BAŞIM GÖĞE ERERDİ.
(İMAMI AZAM)
![]() BİR ŞEYİ BULUNMADIĞI YERDE ARAMAK ONU ARAMAMAK DEMEKTİR.
(MEVLANA)
![]() ÖZÜ DOĞRU OLANIN SÖZÜDE DOĞRU OLUR.
(Hz.ALİ(R.A))
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() August 26 allah
Allah,
August 13 ayet(yunus suresi)ALLAH'A KARŞI YALAN UYDURANLAR KIYAMET GÜNÜ NE OLACAĞINI SANIYORLAR?MUHAKKAK ALLAH İNSANLARA LÜTUF SAHİBİDİR.FAKAT ONLARIN ÇOĞU ŞÜKRETMEZLER.
YUNUS SURESi 60 August 11 ayet(rad suresi)EĞER KURAN İLE DAĞLAR YÜRÜTÜLSE YAHUT YERYÜZÜ PARÇA PARÇA EDİLSE YADA ONUNLA ÖLÜLER KONUŞTURULSA O KAFİRLER YİNE İMAN ETMEZLERDİ.FAKAT BÜTÜN İŞLER ALLAH'A AİTTİR İMAN EDENLER HALA ANLAMADILAR MI Kİ EĞER ALLAH DİLEMİŞ OLSAYDI İNSANLARIN TAMAMINI HİDAYETE ERDİRMİŞ OLURDU.KAFİRLERE GELİNCE ONLAR ALLAH'IN VADİ GELİNCEYE KADAR YAPTIKLARI DOLAYISIYLA YA BAŞLARINA BÜYÜK BİR BELA ÇATACAK YADA YURTLARININ YAKININA İNECEK ALLAH,MUHAKKAK VERDİĞİ SÖZDEN DÖNMEZ.
RA´DSURESİ 31
August 09 İYİLİK ET DENİZE ATALİ BEY FAKİR AMA İYİ BİR DİNİ TERBİYE ALMIŞ BİR ANADOLU ÇOCUĞUYDU.
EKMEK PARASI ONU ALMANYA GURBETİNE GİTMEYE ZORLAMIŞ VE AİLESİYLE BİRLİKTE GİTTİĞİ ALMANYANIN KÖLN ŞEHRİNDE ÜÇ KATLI BİR BİNANIN ALT KATINA KİRACI OLARAK YERLEŞMİŞLERDİ EVİN SAHİBESİ HIRİSTİYAN BİR KADINDI.OĞLU KENDİSİNİ TERKETMİŞ KADINCAĞIZ YAPAYALNIZ YAŞIYOR YALNIZLIĞIN BÜTÜN ISTIRABINI HİSSEDİYORDU.ZATEN ALMANYADA ÇOCUKLAR HEP ÖYLEDİRLER.İŞ BULANLAR KENDİ HAYATLARINI YAŞIYOR YAŞLI ANA BABA DA YA HUZUR EVİNE YADA ÖLÜMÜ BEKLEME HÜCRESİNE İTİLİYORDU.ORALARA GİDEMEYENLER DE BİRER KEDİ KÖPEK ALIP EVLAT YERİNE BU HAYVANLARI BAĞIRLARINA BASARAK YAŞAMAYA ÇALIŞIYORDU.İŞTE EV SAHİBESİ İHTİYAR KADINDA BUNLARDAN BİRİYDİ.HEP YALNIZ HEP KİMSESİZDİ.ALİ BEY ONUN BU HALİNE ACIYOR İSLAMIN ANA BABAYA İTAAT VE HÜRMETİ EMRETMESİNİN NE KADAR YERİNDE OLDUĞUNU TEKRAR EDİP DURUYORDU:
"RABBİN ŞÖYLE BUYURDU:ALLAHTAN BAŞKASINA İBADET ETMEYİN
ANAYA BABAYA GÜZEL MUAMELE EDİN
ŞAYET ONLARDAN HER İKİSİ YADA BİRİ
YAŞLANMIŞ OLARAK SENİN YANINDA BULUNURSA
SAKIN ONLARA HİZMETTEN YÜKSÜNME
ÖFF BİLE DEME ONLARI AZARLAMA ONLARA TATLI VE
GÖNÜL ALICI SÖZLER SÖYLE!"
KURANI KERİM İSRA 23
BİR GÜN BU YAŞLI HANIMIN AHLAYA PUFLAYA MERDİVENDEN ÇIKIŞINI GÖRÜNCE BİR MERHAMET VE ŞEFKAT SELİNE DÜŞER GİBİ OLDU
HANIMINA HATIRLATMADA BULUNDU:
-BU KADIN HIRİSTİYAN DA OLSA YAŞLI BİR ANNEDİR HİZMETE MUHTAÇ OĞLU KENDİSİNİ HER ALMAN ÇOCUĞU GİBİ TERKETMİŞ.YAZIKTIR.SEN BUNA HİZMET ET SEVAPTIR.GEREKİRSE BENDE HİZMETİNDE BULUNUR YANINA ÇIKAR TESELLİ VERİRİM.
AYNI MERHAMET VE ŞEFKATİ DUYAN HANIMI BU TEKLİFE OLUMLU BAKTIĞINDAN HIRİSTİYAN KADINLA MÜSLÜMAN AİLE ARASINDA OLDUKÇA YAKIN BİR KOMŞULUK BAĞI KURULDU ARTIK YAŞLI ANA YANLIZ DEĞİLDİ.OĞLUNUN YAPMASI GEREKEN HİZMETİ MÜSLÜMAN AİLE YAPIYORDU.
ETRAFTAN DURUMA VAKIF OLAN MÜSLÜMANLARDAN BAZILARI
--NEYE HİZMET EDİYORSUNUZ GAVURUN TEKİDİR.DİYE ÇIKIŞTILAR AMA ALİ BEY MEŞHUR ATASÖZÜNÜ TEKRARLIYORDU.
--SEN İYİLİK ET DE DENİZE AT BALIK BİLMEZSE HALİK BİLİR DİYORDU.
ARADAN GEÇEN ZAMAN İÇİNDE EV SAHİBESİNİN YAŞLILIKTAN KAYNAKLANAN RAHATSIZLIKLARI ARTMAYA BAŞLADI.DERKEN BİRGÜN SESSİZLİĞİN HAKİM OLDUĞUNU SEZEN ALİ BEY BİRDE BAKTIKİ KADINCAĞIZ YANLIZ ODASINDA SAYILI NEFESLERİNİ TÜKETMİŞ YOLUN SONUNA VARMIŞTI.HEMEN OĞLUNA TELEFON ETTİ:
--ANNEN ÖLDÜ GEL CENAZESİNE BARİ SAHİP ÇIK!
--BEN ÖLÜ YÜZÜ GÖRMEK İSTEMİYORUM SİZ DEFNEDİN BENİ MEŞGUL ETMEYİN.
AYNEN ÖYLE OLDU KADININ DEFNİNİDE ALİ BEY'İN HİZMETİ İLE TAHAKKUK ETTİ.BİR MÜDDET SONRA VERGİ DAİRESİNDEN GÖNDERİLMİŞ BİR KAĞIT UZATTILAR ALİ BEYE
--BİNA VERGİNİZİ VERİN DİYORDU KAĞITTA HEMEN KAĞITLA VERGİ DAİRESİNE GİDEN ALİ BEY:
--BEBN BURADA KİRACIYIM NİYE BİNA VERGİSİNİ VEREYİM DEYİNCE ALDIĞI CEVAP KENDİSİNİ ŞOKE ETTİ:
--EV SAHİBİ KADIN BU EVİN MÜLKİYETİNİ HAYATTA İKEN SİZİN ÜZERİNİZE GEÇİRMİŞARTIK SEN BU EVDE KİRACI FALAN DEĞİL TAM BİR EV SAHİBİSİN.LÜTFEN VERGİNİ ÖDE!
August 08 serap'ın sonsuza yolculuğuBİR GÖĞÜS KANSERİ UZMANI, HASTASI OLAN SERAP'IN İBRETLİK HİKAYESİNİ ANLATIYOR.
BEN KIRK YILLIK BİR KANSER UZMANI OLARAK MADDEYİ AŞAN SAYISIZ HADİSELERLE KARŞILAŞTIM VE BUNLARI O HADİSEYE ŞAHİT OLANLARLA BİRLİKTE BELGELEYEREK ÖZEL BİR ARŞİV YAPTIM.BUNLARDAN 1976 YILINDA YAŞANMIŞ OLAN BİR HADİSEYİ SİZE NAKLETMEK İSTİYORUM.
KANSER HASTANESİNDE BAŞHEKİMKEN SERAP ADINDA GENÇ BİR HANIM HASTAM VARDI.
BU HASTAM GÖĞÜS KANSERİNE YAKALANMIŞ VE TEDAVİ İÇİN YURTDIŞINA GİTMEK İSTEMESİNE RAĞMEN BAZI FORMALİTELER SEBEBİYLE O İMKANI BULAMAMIŞTI.SERAP'I ÖZEL BİR İLGİYLE BİZZAT BEN TEDAVİ ALTINA ALDIM.VE KISA BİR SÜRE SONRA DA ALLAH'IN İZNİYLE İYİLEŞTİĞİNİ GÖRDÜM.ANCAK SERAP'IN DA BÜTÜN DİĞER KANSERLİLER GİBİ İLK BEŞ YILLIK SÜREYİ ÇOK DİKKATLİ GEÇİRMESİ GEREKİYORDU.
BİR İŞ KADINI OLAN SERAP DÖRT YIL KADAR SONRA BİR İHALE İÇİN İZMİR'E GİTMEK İSTEDİ. KIŞ AYLARI OLDUĞU İÇİN UÇAKLA GİTMESİ ŞARTIYLA KABUL ETTİM.
MAALESEF BİLET BULAMAMIŞ VE BENDEN İZİNSİZ BİNDİĞİ OTOBÜSÜN KAZA GEÇİRMESİ SONUCU ALTI SAAT KARDA MAHSUR KALMIŞ.BU YÜZDEN HASTALIK DÖNÜŞÜNDEN KISA BİR SÜRE SONRA KEMİK VE AKCİĞERLERİNE YAYILDI.SERAP BACAK
KEMİKLERİNDE Kİ METASTAZ (başka organlara sıçrama) DOLAYISIYLA YÜRÜMEZ HALE GELİRKEN HASTALIĞIN AKCİĞERLERİNDEKİ TEZAHÜRÜ SEBEBİYLE DEEVAMLI OLARAK OKSİJEN CİHAZI KULLANIYOR,SÖYLEDİĞİ HER KELİMEDEN SONRA NEFES ALMAK İÇİN AĞZINI O CİHAZA YAPIŞTIRIYORDU.
EVİNE GİTTİĞİM GÜN YİNE GÜÇLÜKLE KONUŞARAK:
-DOKTOR BEY DEDİ .BEN SİZE DARGINIM.
-NİÇİN? DİYE SORDUM.
-SİZ DİNDAR BİR İNSANMIŞSINIZ NİÇİN BANA....DA ALLAHI VE ÖLÜMÜ ANLATMIYORSUNUZ?
DİNİ İNANÇLARININ ÇOK ZAYIF OLDUĞUNU BİLDİĞİM İÇİN BU TEKLİF KARŞISINDA OLDUKÇA ŞAŞIRMIŞTIM.ONU ÜZMEMEYE ÇALIŞARAK:
-DOKTORLARA ULAŞMAK KOLAYDIR DEDİM PARAYI BASTIRDIN MI İSREDİĞİN TEDAVİYİ OLURSUN.ANCAK İMAN TEDAVİSİ İÇİN GÖNÜLDEN İSTEK DUYMALISIN.......
KONUŞMAYA MECALİ OLMADIĞINDAN BEN O İSTEĞİ DUYUYORUM GİBİSİNDEN BAŞINI SALLADI.ARTIK ÜMİTSİZ BİR TIBBİ TEDAVİNİN YANINDA EBEDİ HAYATIN REÇETESİ OLAN İMAN TEDAVİSİ BAŞLAMIŞ VE ON GÜNLERİNİ YAŞAYAN SERAP İÇİN BU DERSLER
HIZLANDIRILMIŞ EĞİTİME DÖNÜŞMÜŞTÜ...
ANLATTIĞIM İMAN HAKİKATLERİNİ BÜTÜN RUHUYLA MECZEDİYOR VE ARADA BİR SORU SORUYORDU
VEFATINA BİR HAFTA KADAR KALA:
-DOKTOR BEY DEDİ BEN ÖLÜRKEN NE SÖYLEMELİYİM?
-SENİN DURUMUN ÇOK ÖZEL DEDİM KELİMEİ ŞEHADET GETİRMEK SANA UZUN GELİR O ANI FARKEDİNCE MUHAMMED(s.a.v.)DE YETER.
O HALİYLE TEBESSÜM EDEREK YİNE BAŞINI SALLADI.
ÇOK ISTIRABI OLDUĞU İÇİN SERAP'A SÜREKLİ OLARAK MORFİN YAPIYOR VE ONU UYUTMAYA ÇALIŞIYORDUK.BEN BİR İŞ SEYAHATİ SEBEBİYLE BİR MÜDDET ZİYARETİNE GİDEMEDİM.DÖNÜŞÜMDE ANNESİ TELEFON EDEREK:
-SERAP BİR HAFTADIR MORFİN YAPTIRMIYOR DEDİ SABAHLARA KADAR İNLİYOR VE ÇOK ISTIRAB ÇEKİYOR.
HEMEN EVİNE GİTTİM VE İĞNE YAPTIRMAMASININ SEBEBİNİ SORDUM ALDIĞIM CEVABI HALA UNUTAMIYOR VE HATIRLADIKÇA ÜRPERİYORUM
-YA MORFİNİN TESİRİYLE ÖLÜME UYKUDA YAKALANIR VE SON NEFESTE MUHAMMED(s.a.v.)DİYEMEZSEM?
İŞTE SERAP BÖYLE BİR HANIMDI BU ARADA BENDEN YATMAMI VE EĞER BİR KAÇ GÜN DAHA ÖMRÜ VARSA SON GÜNÜ UYANIK KALACAK ŞEKİLDE MORFİN YAPTIRILMASINI RİCA ETTİ.BEN HİÇ ADETİM OLMADIĞI HALDE CUMA GÜNÜNE RASTLAYAN O GECEDE İSTİHAREYE YATTIM VE SERAP'IN ACİZLİĞİ HÜRMETİNE OLACAKKİ SALI GÜNÜNE KADAR YAŞAYACAĞINA DAİR BİR İŞARET SEZDİM
ERTESİ GÜN ONA:
-HİÇ KORKMA DEDİM İĞNEYİ VURDURABİLİRSİN.
VE SERAP BİR VEDA NİTELİĞİNİ TAŞIYAN BU GÖRÜŞMEMİZDE KESİK KESİK SON SOARUSUNU SORDU:
-DOKTOR BEY AZRAİL...BANA NASIL...GÖRÜNECEK?
-KIZIM DEDİM O BİR MELEK DEĞİL Mİ?HİÇ MERAK ETME SANA GÜZELLER GÜZELİ GİBİ GELECEKTİR.
SALI GÜNÜ SERAP'IN AĞIRLAŞTIĞI HABERİNİ ALINCA HEMEN EVİNE GİTTİM.ANCAK VEFATINA YETİŞEMEMİŞTİM.AİLESİ TAM MANASIYLA PERİŞANDI. SADECE KENDİSİNE UZUN MÜDDET BAKAN DİNDAR BİR HANIM AKRABASI AYAKTAYDI VE BENİ GÖRÜNCE YANIMA GELEREK:
-DOKTOR BEY BU EVDE BİRAZ ÖNCE HARİKULADE BİR HADİSE YAŞANDI DEDİ VE DEVAM ETTİ:
-SERAP BİR SAAT ÖNCE OKSİJEN CİHAZINI ATTI VE YATAKTAN KALKMASI İMKANSIZ DENMESİNE RAĞMEN KALKARAK GUSÜL ABDESTİ ALDI İKİ REKAT NAMAZ KILDI BÜTÜN EV HALKI HAYRETTEN DONUP KALDIK VE KELİMEİ ŞEHADET GETİREREK VEFAT ETMEDEN BİRAZ ÖNCE DE.
-DOKTOR BEYE SÖYLEYİN DEDİ AZRAİL ONUN SÖYLEDİĞİNDEN DE GÜZELMİŞ.
SERAP SON YOLCULUĞUNU DA İŞTE BÖYLE TAMAMLADI.
DOĞDUĞU ANDAN İTİBAREN
ÜMMETİ ÜMMETİ DİYEN
VE ÜMMETİ İÇİN HER ZORLUĞA KATLANAN
FAHRİ KAİNAT EFENDİMİZ (s.a.v.)
ONUN İSMİNİ SÖYLEYEBİLMEK İÇİN
KORKUNÇ ISTIRABLARINA RAĞMEN
MORFİN YAPTIRMAYAN
BİR İNSANI SON NEFESİNDE YANLIZ
BIRAKIR MI HİÇ?
...................................................................................................................................................................
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|